
6 Temmuz tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü açıkça suç işledi. 19 Maçta şike ve teşvik primi tespit ettiklerini ifade etti. Bu ifadeler ile adil yargılanma ilkesine aykırı hareket etti. Aynı gün emniyet Aziz Yıldırım'ın gözaltına alınması anı ile Sedat Peker fotoğraflı, silahlı bir görüntü kaydını montajlayarak yayınladı. 6 Temmuz tarihinde açıkça adil yargılanma ilkesine ve Bakanlığın ilgili tüm talimatnamelerine aykırı davranan Emniyet teşkilatı tarafından toplanan bulgulara ne kadar itimad etmeliyiz?. 20 Temmuz tarihinde, soruşturma safhası sürerken bilgiler ve bulgular üçüncü bir kuruma TFF'ye “Kozmik Odaya” gönderildi. Oysa Soruşturma safhası sürerken bu bilgilerin bütününün "gizli" olması gerekiyordu. Soruşturmanın gizliliği diye bir ilke var. Bu ilkenin ihlali de Ceza Kanununda tanımlı bir suç. Devlet makamları suç işledi.6 Eylül ve 3 Kasımda Uefa'nın ”Fenerbahçe'yi ŞL'ne kabul edebiliriz” demesine rağmen, bu belgelerin TFF başkanından Hukuk Kurulu başkanı İlhan Helvacı tarafından sümen altı edilip, gizlenerek, Fenerbahçe'nin Avrupa hakkının elinden çalınması. Ki, Uefa’nın CAS’taki savunmasının son bölümünde "Fenerbahçe’nin turnuvadan çıkartılması, bunu yapmak veya yapmamak arasında seçim yapması gereken TFF'nin kararıdır. Elbette ki bunun yapılmaması UEFA tarafından TFF ve Fenerbahçe hakkında disiplin yargılaması yapılmasına neden olabilecekti. Ancak bu süreç her iki tarafa da kendisini savunma imkanı verecekti. Talimatlara uygun davrandığını ispat etmesi halinde, TFF lehine yargılamanın düşmesi suretiyle kapanması sonucunu doğurabilecekti" ifadesinin hemen hemen aynısını UEFA 12 Temmuz 2011 tarihinde de yapmıştı ;"Şüpheli maçlar TFF'nin spor yargılaması ve Türk yargı sisteminin ceza yargılaması alanındadır. Dolayısıyla UEFA sonuçta ne olacağı konusunda herhangi bir yargıda bulunamaz. Bu zamana kadar UEFA'ya verilen bilgiler ışığında, UEFA'nın yönetmelikleri ve tüzüğünde bu soruşturmaya dahil olan herhangi bir takımın UEFA organizasyonlarına katılımını engelleyecek herhangi bir hüküm bulunmamaktadır." Diyerek…Özellikle resmi kurum ve yetkilileri neden ahlaksızlık, hakikat ve adalet ilkelerine karşı hareket ederler?. Ve neden özellikle resmi kurum ve yetkilileri hem de temel demokratik ilkelerin bütününe gözlerini kapatıp; masumiyet karinesi, adil yargılanma, soruşturmanın gizliliği gibi en basit kaideleri ihlal etmeyi göze alabilirler?. Adli kolluk hizmeti sunan emniyet birimi ve devletin savcısı, Türk Ceza Kanunu'nda bir suç olarak sayılan "soruşturmanın gizliliğini ihlal" suçunu oluşturabilecek adımlar atar? Madem şike vardı, niye adli kolluk hizmeti sunan emniyet birimi ve devletin savcısı, suçüstü yapmadılar da ligi devam ettirdiler?. ? Şike varsa hangi rakip futbolcular şike için para almış neden bulmadı adli kolluk hizmeti sunan emniyet birimi ve devletin savcısı?.Ve “Uzman sorusu” ;
Eğer ortada GERÇEK BİR SUÇ varsa, gerçekten bu suçun CİDDİ DELİLLERİ varsa, hangi savcı ve emniyet birimi, Türk Ceza Kanunu'na göre suç işleme riskini alır?.
Fenerbahçe’nin elinden Avrupa kupalarına gitme hakkı alındı. Bu işi yapanlar; “ince ayarlı bir çalışma yaptıklarını” sonradan itiraf ettiler. Yani işin arkasında siyasi bir yönlendirme de var. Bunu Sayın Başbakan Erdoğan yapmadı amma onun bakanının içinde olduğu bir ekip Fenerbahçe’den lig kupasını almak için, “ince ince” çalışıyor. Siyaseten maalesef durum böyle.Peki, Türkiye’deki sosyal ve ekonomik açıdan büyük kitleleri ilgilendiren bu dava da medya neden tarafsız olarak görevlerini yapmaz? Bu ülkenin medyası 3 Temmuz Pazar öğleden sonra Fenerbahçe'yi küme düşürdü, kamuoyu algısı yaratmak için o güne kadar adını duymadığımız adamlar her Allah'ın günü televizyona çıktı, bugün hepsi fos çıkan para alıp vermeler, siyah çantalar, Emenike'nin para sayma görüntüleri. Korcan'ın "kızkardeşine" alınan Mini Cooper'lar. "Bilyoner'in kapatılması.”. "Havuz işi". "Eskişehir'de rahat mıyız?" inkar edilemez delil diye önümüze Türk Medyası aracılığı ile konuldu. Medya neden peşin hüküm ile yargısız infaz yapar? Davadaki kendini savunamayanlara karşı art niyetli davranır? Ben, iddianameyi, tapeleri ve “etik kurulu raporunu” okudum. 30 yıldır maç seyrederim. Bütün o şike denen maçları seyrettim ve en küçük bir kuşku, kuruntu yok içimde. Eldeki bulgulardan, medya’ya yansıyan bilgilerden ve diğer tüm sonuçlardan, 6222 sayılı kanunda ifadesini bulan bir müsabakayı etkileme suçunun işlendiği kanaatinde değilim. Böyle bir anlaşmanın var olduğunu gösteren herhangi bir delil yok.Medya’yı, özel şahısları bıraktım, resmi kurumların bu yaptıkları sonucunda tüm şike operasyonuna ilişkin “büyük komplo teorisi” gittikçe güçleniyor!!! Gerisi ; adil bir yargılama, insanların kendisini savunabildiği bir yargılama, hak kayıplarına uğramadan gerçeğin ortaya çıktığı bir muhakeme sürecinde Aziz Yıldırım’ın mahkemede yapacağı açıklamaları bekliyor.
