
Sıkıca sarıldığınız bir yalan gerçeğin kendisi kadar iyi olabilir. Hele ki yalanı üretip sürdürmek için bir takım araçlarınız ve müritleriniz varsa gerçeğin direnme şansı da kalmaz. Bir filozofun dediği gibi gerçek çizmeklerini giyene dek yalan dünyayı dolaşır. Bu bağlamda, Aziz Yıldırım’ın savunmasının altında neler yattığına bir göz atalım.
Bunu yaparken amacım bu pervasız ve küstah yalanlara karşı gerçeğin namusunu korumaktır doğal olarak. Bush yöntemleriyle zırvayı, kanaati gerçek gibi sunanlara karşı doğrunun direnişini ortaya koymak durumundayız. Bunu yaparken de nasıl her yanlış saat günde iki kez doğruyu gösteriyorsa, A.Y. de doğruları söylediğinde hakkını teslim edeceğiz.
Yıldırım mahkeme boyunca kişisel yönden hakkının korunamadığını ve masumiyet karinesinin dikkate alınmadığını söylemekte çok haklı. Bunun sorumlusu ise güçlüyken onu pohpohlayan malum medya tabii ki. Amma velâkin, savunmasının başından itibaren mesnedi şüpheli bir karalama ve suçlama kampanyası yürütmekte beis görmeyen Aziz Yıldırım şikayet ettiği insanlardan ahlaken çok daha ağırını yapmaktan da kendini alamıyor. Akrep-kurbağa hikâyesinde olduğu gibi!
Yıldırım polisi kanunsuz suçlar isnat etmekle suçluyor. Ben Aziz Yıldırım ile ilgili silahlı örgüt kurma suçlamasını doğru bulduğumu söyleyemeyeceğim doğrusu. Gerçi eski Genelkurmay Başkanı’nın silahlı çete suçlamasıyla karşı karşıya olduğu bir ülkede bu suçlama çok da garip kaçmıyor!
Yıldırım savunmasında 6222 sayılı yasayı kendisinin çıkarttığı savıyla kendisini Meclis iradesinin önüne koyarak egosunun ulaştığı sınırlar hakkında bize bilgi vermekten de geri durmamış bu arada. Suçlananların ikinci sırasına kendi lehine delil toplamamakla suçladığı savcılığı da ekleyiveriyor satır aralarında. Savunmadan ziyade suçlama kisvesine bürünen ifadesinde “nasıl, niçin ve kim?” sorularının yanıtlarını arayacağına dikkati çekiyor.
Yıldırım’ın savunmasının ana teması bu operasyonun kendisine ve Fenerbahçe’ye karşı yapıldığıdır. Bu sav soruşturmada sadece kendi isimlerinin ön planda olmasından sürekli yakınan FB yönetimine de bir cevap olmuş! FB’nin kurumsal adını adalete karşı bir kalkan gibi kullanacağının ilk ipucu bu. Bu meyanda, suçu şahıs olarak üzerinden atmak amacı satır aralarında gayet net ortaya konuyor. FB kulübünün suçlamanın nesnesi olamayacağı mantığıyla kendini de aklama gayretinde olduğu çok sarih biçimde ortaya çıkıyor. Suçlanan üçüncü kurumu Federasyon olarak ortaya koyuyor Yıldırım. TFF’yi adli ceza hukukunu spor hukukuna temel almakla suçluyor ki M.A.A.’nın bu taktikle bugüne kadar görevini yapmadığının (ya da yaptığının!) ispatı oluyor bu sözde suçlama.İddia ve isnat edilen suçları FB’nin ve kendi şahsının kıymeti kendiliğinden menkul azametine yakıştıramaması ise bir sosyoloji doktorası olabilecek önem arz ediyor.
Yıldırım, çok yakındığı süreçte bulduğu en önemli yönün FB büyüklüğünün kamuoyunca anlaşılması olduğunu ifade ediyor. Kendisini yüce FB çınarının bir yaprağı yerine koyarak kimsenin kendisini koparamayacağını iddia ediyor. Hukuksal sürecin sanki kendisinin FB’den kopartılmak üzere düzenlenen bir oyun olduğu yanılsamasını yaratmaya çalışıyor. FB camiasına başkanı olarak spor düzlemi dışında sosyal, ulusal ve yönetsel bir rol biçtiğini ortaya koyuyor. Bu rolün nasıl sosyal, nasıl ulusal ve nasıl yönetsel olacağını düşünmek de bize kalıyor bittabi ki!
Devam edecek…
Worthy

2012
2011
2010